Kurs sıkı ve ciddi bir çalışma gerektirir.
Eğitimin üç adımı vardır.
İlk adım
Kurs süresi boyunca hiçbir canlı varlığı öldürmemek, hırsızlık yapmamak, cinsel aktivitede bulunmamak, yalan söylememek, sarhoş edici ve uyuşturucu madde kullanmamaktır.
Bu ahlâk kuralları uygulanarak kendi kendini gözlemleyebilecek doğal ortam ve zihnin sakinleşmesi sağlanır.
İkinci adım
Dikkati burun deliklerinden giren ve çıkan soluğun değişken akışının doğal gerçekliği üzerine odaklamayı öğrenerek, zihin üzerinde bir denetim geliştirmektir.
Dördüncü güne gelindiğinde akıl daha sakin ve odaklanmıştır, Vipassana uygulamasını yapabilecek yetkinliğe erişmiştir:
- bütün bedendeki hislerin gözlemlenmesi, doğalarının kavranması
ve
- soğukkanlılık duygusunun geliştirilmesi ile onlara tepki vermemenin öğrenilmesi.
Bu, vahşi zihin üzerinde hakimiyet geliştirmektir, onu tek bir nesne üzerinde odaklanmaya eğiterek: nefes. Kişi mümkün olan en uzun süreyle dikkatini solunumu üzerinde toplamaya çalışır.
Bu bir soluk alıp verme egzersizi değildir; kişi solunumunu düzenlemez. Bunun yerine kişi doğal solunumunu, olduğu gibi gözlemler; içeri girdiği ve dışarı çıktığı gibi.
Bu şekilde kişi zihnini sakinleştirerek artık yoğun olumsuzluklarla alt edilmesini durdurur. Aynı zamanda zihnini odaklayarak onu keskin, nüfuz edici bir hale getirir ve böylece iç kavrayış, anlayış mümkün olur.
Kendini gözlemek yoluyla kendini saf kılmak…
Son güne gelindiğinde, sevgi dolu şefkat veya herkese karşı iyi niyet meditasyonu öğrenilir ki bu kurs süresince geliştirilen saflık bütün varlıklarla paylaşılsın.
Vipassana nedir?*
Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, Hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir.
Bu teknik, 2500 yıldan daha uzun bir süre önce Gotama Buddha tarafından yeniden keşfedilmiş ve evrensel hastalıklara evrensel bir çare, yani bir “yaşama sanatı” olarak öğretilmeye başlanmıştır.
Bu teknik,
- zihinsel kirliliklerin tamamen yok edilmesini ve bunun sonucunda da eksiksiz özgürlüğün en yüksek mutluluğunu amaçlamaktadır.
- Bu tekniğin amacı, yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insanın mutsuzluğunun, ızdırabının asıl tedavisini gerçekleştirmektir.
Vipassana, kendi kendini gözlemle gelen bir kişisel dönüşüm yoludur.
Beden ile zihin arasındaki derin bağlantı üzerinde odaklanır. Bu bağlantı, bedenin yaşamını şekillendiren ve zihnin yaşamına da sürekli bağlı olan ve onu koşullayan bedensel hisler üzerine disiplinli bir şekilde dikkatin yoğunlaştırılması ile doğrudan deneyimlenebilir.
Bu gözlem temelli, kendini keşif yolculuğudur, zihin ve bedenin ortak kökenine giden ve zihinsel kirliliği eriterek dengeli, sevgi ve şefkat dolu bir zihinle noktalanan.
İnsanın düşüncelerini, duygularını, yargılarını ve duyumlarını işleten bilimsel yasalar anlaşılır hale gelir. Doğrudan deneyimle, kişinin ilerleyişinin ya da gerileyişinin, ıstırabı nasıl ürettiğinin ya da ondan nasıl özgürleştiğinin doğası anlaşılır.
Yaşam, artan farkındalıkla, aldanmadan uzak, öz-denetim ve huzur ile nitelik kazanır.
Tabii ki, sonuçlar sürekli uygulamayla yavaş yavaş görülmektedir. On günde bütün sorunların çözülmesini beklemek gerçekçi değildir. Ancak o süre zarfında, Vipassana’nın temelleri öğrenilebilir ve böylece günlük yaşamda uygulanabilir.
Teknik ne kadar çok uygulanırsa, kirlilikten kurtuluş da o kadar büyük olacak ve nihai tam özgürlük amacına da o kadar yakınlaşılacaktır. On günlük süre bile güçlü ve günlük yaşamda yararı görülebilecek sonuçlar sağlayabilmektedir.
Teknik ne kadar çok uygulanırsa, kirlilikten kurtuluş da o kadar büyük olacak ve nihai tam özgürlük amacına da o kadar yakınlaşılacaktır. On günlük süre bile güçlü ve günlük yaşamda yararı görülebilecek sonuçlar sağlayabilmektedir.
Kişinin kendi kirlilikleriyle yüzleşmesi kolay değildir.
Mutsuzluğumuzdan kurtulmak için, temel nedeni bilmemiz gerekir: mutsuzluğun, acının nedenini.
Eğer sorunu derinlemesine incelersek, zihnimizde bir olumsuzluk ya da kirlilik üretmeye başladığımızda, mutsuz olmamızın kaçınılmaz olduğunu görürüz. Zihindeki herhangi bir olumsuzluk, zihinsel bir bozulma ya da kirlenme, huzur ve uyumla birlikte var olamaz.
Olumsuzluğu üretmeye nasıl başlarız? Bu da yine dikkatli incelendiğinde görülebilir.
Birisi hoşlanmadığımız bir şekilde davrandığında ya da istemediğimiz bir durum oluştuğunda, çok mutsuz oluruz. İstenmeyen şeyler gerçekleşir ve içimizde gerilim yaratırız. İstenen, arzu edilen şeyler gerçekleşmez, engeller ortaya çıkarsa, yine içimizde gerilim yaşarız ve içimizde düğümler oluşturmaya başlarız.
Yaşam boyunca istenmeyen şeyler gerçekleşmeye devam eder. Arzu edilenler bazen gerçekleşir, bazen gerçekleşmez ve bu tepki süreci, -kör düğümler oluşturma süreci- tüm zihinsel ve fiziksel yapıyı o kadar gerer ve olumsuz enerjiyle doldurur ki, yaşam çekilmez hale gelir.
Bu zihinsel-fiziksel olgu madalyonun iki yüzü gibidir. Bir tarafta zihinde oluşan düşünce ve duygular vardır; diğer yüzünde ise nefes ve vücuttaki hisler bulunur. Herhangi bir düşünce, duygu veya zihinsel olumsuz bir durum kendisini direkt olarak nefeste ve o andaki vücutta oluşan hislerde gösterir. Dolayısıyla nefesi ya da vücuttaki hisleri gözlemleyerek gerçekte zihinsel olumsuz durumu gözlemlemiş oluruz.
Sorundan kaçmak yerine, gerçekle olduğu gibi yüzleşiriz. Sonuç olarak zihindeki olumsuz durum kuvvetini giderek yitirir ve hislerimizle bedenimiz üzerindeki hakimiyetini kaybeder. Eğer ısrarla üzerine gidecek olursak bu olumsuz zihinsel durumlar tümüyle ortadan kalkar ve bizler de mutlu ve huzurlu, olumsuzluklardan gittikçe arınan bir yaşam sürmeye başlarız.
Bu şekilde kendi kendini gözleme tekniği bize gerçeğin iki yüzünü gösterir: iç ve dış. Önceleri biz yalnızca dışarı bakar, iç gerçeğimizi gözden kaçırırdık. Mutsuzluğumuzun sebeplerini hep dışarıda arardık. Dışarıdaki gerçeği suçlar ve değiştirmeye çalışırdık. İç gerçeği bilmediğimizden, mutsuzluğumuzun, ızdırabımızın kaynağının içimizde olduğunu; hoşlanma ve hoşlanmama hislerimize verdiğimiz otomatik tepkilerimizde yattığını hiç anlayamadık.
Artık eğitimle madalyonun diğer yüzünü de görebiliyoruz.
Nefes alış verişlerimizin ve içimizde neler olup bittiğinin farkına varabiliriz. İster nefes, isterse bedendeki his olsun, zihinsel dengemizi kaybetmeden gözlemlemeyi öğrenebiliriz. Tepki vermeyi ve dolayısıyla mutsuzluğumuzu arttırmayı durdurabiliriz.
Olumsuz zihinsel durumların ortaya çıkmasına ve kendiliğinden çekip gitmesine izin veririz.
Kişi bu tekniği ne kadar çok uygularsa, olumsuzluklar o kadar çabuk yok olacaktır. Zamanla zihin bu olumsuz durumlardan arınır ve saflaşır.
Saf bir zihin ise her zaman sevgiyle doludur: tüm varlıklar için bencil olmayan bir sevgi duyar, başkalarının acılarına ve hatalarına karşı tam bir merhamet ve müsamaha içerisinde olur ve başkalarının başarılarına, mutluluğuna yürekten sevinir, herhangi bir duruma karşı soğukkanlı davranır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder